Giriş Yap
SON DAKİKA
PKAN

KURDEN ANATOLİYE

SANATIN GÜCÜ / Emin Salman

 SANATIN GÜCÜ / Emin Salman

 Sanat ve sanatçı ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşırken özellikle dikkatli olmaya çalışacağım. Konunun hassasiyeti ve ciddiyeti dışında, edebiyata bakışımı da bir nebze olsun yansıtmasından dolayı… Olaylara, olgulara, durumlara, nesnelere bakarken, değerlendirirken pozitif tarafını görmeye çalışırım. Bardağın dolu tarafını görmek gibi… Negatif bakış bizi; karamsarlığa, umutsuzluğa sürükler. Yorgun, küskün, neşesiz, bezgin bir ruh haline sürüklenmek istemiyorsanız dolu tarafına bakın.Sanat ve sanatçı ile anlattıklarınızın ilgisi nedir diye sabırsızlananlara bir çift sözümüz olacak; bardağın dolu tarafıyla ilgilenin…

       Sanat ve sanatçı ile ilgili asırlardır düşünceler açıklanıyor, tartışmalar sürüyor ve sürecek de…Her hangi bir konuda kesin yargılara varılıp, sonuçlanmaması olumlu işarettir. Bu gelişimin ve değişimin sürdüğü anlamına da gelebilir.

       İnsanlığın en eski yaratıcı ve üretkenliğinin eserinin geçirmiş olduğu evreler insanlık tarihinin de evreleridir. Ve ilk insanın merakını gidermek, ruhunu iyileştirmek, ilginç farklı şeyler ortaya koymak için başladığı çizgiler çağımızda karmaşık şekillere, eserlere dönüşerek serüvenini sürdürüyor.

       Sanat bir soluktur. Yeniliktir. Soluk alana da verene de yaşam sevinci verir. Resimden, şiirden, heykelden, edebiyattan, mimariden, türkülerden soluklanmayan insan niye yaşar ki!

       “Sanat sanat içindir”, “sanat toplum içindir” tartışmalarına gülümseyerek bakıyorum. Ne kadar saçma, gerçekten uzak, soyut düşünceler olarak görüyorum. Bu konuda yapılan her türden edebi, felsefi tartışmayı da boş boğazlık olarak değerlendiriyorum.

 

        Sanat öncelikle sanatçı içindir.

 

        Sanatı öncelikle kendim için yaparım. Beni tatmin etmeyen, beni mutlu etmeyen sanat benim için anlamsızdır.

        Sanatı; ün,şöhret, para kazanma, hırs, güç gibi anlamsızlıklar için yapıyorsan kalıcı bir sanat eseri de zaten ortaya çıkmaz. Dönemin veya günün ruhuna uygun ucube, geçici bir şeyler çıkar, köpük misali çabucak kaybolur.

 

        “Sanat sanatçıda kayboluyorsa sanattır, sanatçı sanatta kayboluyorsa sanatçıdır.”

 

        Sanat dünyasının içine girdikçe veya doğru deyimiyle kitaplarım basıldıkça ilk günkü heyecan giderek sönükleşiyor mu farkında olmadan. Sakın büyük yazar havalarına ---pozlarına--- girdiğim yanılgısına düşmeyin. Ben; her fırsatta, her durumda, her zaman, her yerde yeniden öğrenmeye çalışan, beklentisiz emek harcayan, sıradan bir yazarım. Meydanlarda, caddelerde, mekanlarda havalı dolaşan “yazan” bozuntularına inat öğrenme hırsı, arzusu ve hevesi tükenmeden yazmaya çalışıyorum. Kimselerden taltif görmek diye bir derdim yok. Bazılarınızın kızacağını da bilerek açık yüreklilikle ve samimiyetle paylaşmakta sakınca görmüyorum. Derdini anlat da meramına çare olmaya ve merhem olalım fısıltılarınız kulağıma geliyor.

       Makam, mevki, görünürlük, havalara girme, kibirlenme, v.b. dertlerin ve amaçların yok anladık. O zaman; dertsiz başına niye dert alıyorsun. Arada birilerinin çıkarına çomak sokmak, akıllarda geçmeyen, uyuşmuş beyinleri uyarma senin neyine… otur oturduğun yerde. Güllük gülistanlık gezegenin rengini, dokusunu, gidişatını, ahvalini bozmadan sessizce ömrünü tüket ve sonunda gideceğin yer her neresiyse oraya sessizce git…

 

       Heyecanını tüketmiş, öğrenme arzusunu yitirmiş, var olma ve kendi olma haline hiçbir zaman ulaşamayan, özgünlük ve özgürlükten zerrecik haberdar olmayan, monotonlaşmış bir hayatın çarklarında öğütülen yığınların aydınlatılmasının derdini yüklenmiş olmanın akılla izahı yoksa, açıkça delilliktir. Yazmanın deliliği… Bütün olumsuzluklarına rağmen tatlı, eğlenceli bir delilik olduğunu itiraf etmekte sakınca görmüyorum. Bu kadar eğlenmenin ortasında beynini kurcalayan karamsarlık ile arada sana uğrayan umutsuzluk niye, soracağınızı da biliyorum.

       Bütün doğumlar ve öncesindeki sancılar heyecanlıdır. Etrafına gülücükler dağıtır doğum öncesi her kim ise, sonrasında ise ferahlamanın getirdiği huzuru. Her doğum öncesinin heyecanı ve sonrasının huzuru sanatçı için de geçerlidir. Ancak sıradanlaşan yeni sancılar ve sonrası doğumlar belki de alışkanlığa dönüşmesinin tehlikesini de bünyesinde taşımaya başlıyor.

 

      Baharın serinliği yerini ılıklığa, sonrasında gün dönümüne yakın, yazın sıcaklığına bırakacak. Akışında ritmik yürüyen doğanın döngüsünün zarafeti ve sabrı insanlarda olmayınca her şey karışıyor, darda duman oluyor. Doğanın ahenginden alınacak dersler insanın sanatsal yaratıcılığıyla ve üretkenliğiyle bütünleştiğinde kendiliğinden oluşmuş hissi veren ürünün zarafeti, inceliği ile ruhun huzura erişine tanıklık ederiz. Bütün mesele sabırlı olmaktan geçer. Asırlardır; üretilen, yenilenen, değişen, değiştirilen, farklı biçimlere bürünen ve hayranlık derecesinde var olanı korumak önceliğimiz olmalıdır. Ancak; her talanın, her yağmanın, her yıkımın, her yok edişin ilk hedefi asırların emaneti sanata yönelik olması, bozkıra dönüşen alanların  sıkıcılığa dönüşmesidir. Ölümün doğal yasasının gasp edilip, kullanılması ve insanlığı zehirlemesi gibi, sanatsal var oluşların kendi doğallığı içerisindeki varlığına tahammülsüzlük ölümcüldür.

 

       Sanatın; olmadığı, yeşermediği , dal budak salmadığı, benliğe sinmediği, düşünmeye sirayet etmediği, duyulara dokunmadığı, zevklerin arasında kendini hissettirmediği hiçbir toplum yaşam ve gelecek adına sağlıklı beklentiler içerisinde olamaz.

       Duyguların köreldiği, zevklerin donuklaştığı, renklerin solduğu, sözcüklerin kirletildiği bir toplumun estetiği yok olduğundan etiğini boşuna aramayın. Estetik ve etikten yoksun bir toplum hümanizmin kıyısından bile geçemeyeceğinden çürümüş, öylesine var olan, amaçsız bir sürüden farksız ruhsuz “insan” yığınlarından başka bir şey değildir.

 

       Bir oyundan ibaret olan yaşamın bize kazandırdığı ve bırakacağı tek şey bilgi ve bellektir. Her ikisi de geridekilere emanet olarak kalıyor. Ölümün eşitliğindeki insanın bu kadar kibirli olmasının açıklamasını da yapmakta zorlanıyorum.

 

       Ressamın çizgileri, şairin dizeleri, müzisyenin tınıları, heykeltıraşın zarafeti, edebiyatçının duyarlılıkları…ile çoğalan bir toplumun incelikleri, nezaketleri gözlerdeki ışıltıya, yüzlerdeki gülümsemeye, ruhlardaki coşkuya, yaşamlardaki sevince dönüşür. Her birinin özenle ilmek ilmek ördüğü, dokuduğu sanatsal eserlerin yüreklerdeki sevgiyi çoğaltmasının heyecanı yaşamların körleşmesinin panzehiri olabilir.

 

      Sanatsız kişi veya topluma hiçbir illet uğramaz. Çünkü pisliklerinden; derileri, ruhları, beyinleri, duyguları, düşünceleri kaşarlandığından delip geçemez. İnsanı besleyen, insanı insani hale sürükleyen, yükselten sanatsal gücü, yaratıcılığı ve üretkenliğidir. ” Sanatçılar nesli tükenmekte olan bir çeşit yaratıklardır. Tükenmemeleri ve hastalıklarının yayılmaması için karantinaya alınmalıdırlar.”

 

      Sanatsal her dokunuş, davranış sözcükleri inceltir. Bu şu anlama gelmesin; her sanatçı özeldir, dokunulmazdır. Ayrıca her “sanatçının” etik olması, estetikle buluşması, hümanist düşünmesi yanılgısına asla sürüklenmeyin. Benim kastettiğim; ruhunu aydınlatmış, yüreğini narinleştirmiş, beynini doğmalardan arındırmış kişilerdir. “Sanatçı” cakası içerisinde, pozlarına bürünen, bulunmaz Hint kumaşı misali ortalarda dolanan taifeden söz etme gereği duymuyorum.

 

      İyi bir sanatçı modern zamanların dervişidir. Sanatçıda bir dervişin; sabrı, dirayeti ve asaleti olmalıdır. Anlık tepkiler, anlık çığlıkların ötesinde sabırlı duruşuyla yıkıma engel olabilir. Kötülük her tarafı sarmış, ele geçirmiş, kılcal damarlara sirayet edip, toplumun çoğunluğu aptallaşmışken sanatçı bunların dışında kalıp, direnç gösterici olmalıdır.