Kapıdan Sonra: Eski Akılla Yeni Dönem kurulamaz.
Bundan önceki yazımda “Kurumlaşmadan söz hakkı olmaz” demiştik.
Silahlar sustu, bir dönem geride kaldı ve yeni bir dönemin kapısı aralandı.
Ancak Kürtlerin asıl sınavı şimdi başlıyor.
Mesele artık yalnızca silahların susması değil; açılan bu kapıdan nasıl geçileceği, yeni dönemin hangi siyasal anlayışla şekilleneceği ve çoğulcu bir dilin nasıl kurulacağıdır.
Baktığımızda görünen o ki Kürt toplumunun geniş kesimleri silahların susmasını olumlu karşılıyor. Asıl beklenti ise bundan sonrasına ilişkin. Çünkü artık sivil siyasetin daha etkili, daha verimli ve kalıcı sonuçlar üretebileceğine dair güçlü bir kanaat var.
Bu nedenle yeni dönemin en önemli meselesi, geçmişin yükleriyle geleceği kurmaya çalışmamak olacaktır.
Eski kavgaları, eski hesapları ve miadı dolmuş siyasi söylemleri kapının eşiğinde bırakmak gerekiyor. Çünkü eski akılla yeni bir dönem kurulamaz. Dünyanın gerçeklerinin gerisinde kalırsanız, halkınızın figüran olmaktan kurtulması da mümkün olmaz.
Kürtlerin asıl mücadelesi de işte burada başlıyor: Halkın gerçek taleplerini merkeze alan, bütün farklılıklarıyla ortak bir akıl üreten, sivil siyaseti güçlendiren ve toplumun beklentileriyle buluşan yeni bir siyasal zemin oluşturmak.
Kapı açıldı.
Şimdi mesele, o kapıdan hangi anlayışla geçileceğidir.
İç çelişkilerimizi geride bırakıp, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görerek, demokratik siyasette rol model olabilecek bir anlayışla mı geçeceğiz; yoksa eski kavgaları, eski hesaplaşmaları ve eski alışkanlıkları yeni döneme mi taşıyacağız?
“BİZ BEDEL ÖDEDİK” DEMEK YETMEZ
En çok bedel ödeyenlerin, bu süreçte yanlış yapılanı ya da yapılabilecek yanlışları herkesten önce görmesi ve bunlara karşı tedbir alması gerekir.
Çünkü verilen bedeller öylesine ödenmiş bedeller değildir. Tecrübeyle, deneyimle ve ağır derslerle yoğrulmuş bir birikimin ifadesidir.
Bu nedenle yeni süreç, geçmişin deneyimlerinden yararlanarak yanlışları ve eksikleri en aza indirme sorumluluğunu da beraberinde getirir.
Kaldı ki siyaset alternatifsiz değildir; olmamalıdır da.
Siyaset, yalnızca elde edilen mevzileri koruma sanatı değil; halkın önünü açma, onun özgürlük alanını genişletme ve daha demokratik, daha müreffeh bir geleceğe ulaşmasını sağlama sanatıdır.
Ödenen bedellerin gerçek anlamı da ancak bu sorumluluğun hakkıyla yerine getirilmesiyle ortaya çıkar.
İşte bu sebeple Kürt siyasetinin hem aktörlerinin hem de toplumsal tabanının, “Biz bedel ödedik, buraya kadar getirdik; beğenmiyorsanız buyurun, siz yapın” söyleminden fersah fersah uzak durması gerekir.
Çünkü bedel ödemiş olmak, eleştiriden muaf olmayı değil; geçmişin tecrübelerinden ders çıkararak daha fazla sorumluluk almayı gerektirir.
Asıl mesele, ödenen bedellerle şekillenmiş bu mirası geleceğe taşıyacak çoğulcu, demokratik ve kapsayıcı bir siyasal dil kurabilmektir.
Bu söylemin Kürtlere bir gram faydası yoktur; bilakis zarardır.
Bütün ulusların tarihinde birileri bedel öder, kimileri ise halkının yaşadığı sorunlardan habersiz yaşar. Fakat bedel, kişisel ikballer veya geçmişi bir tahakküm aracına dönüştürmek için değil; halkın geleceğini inşa etmek için ödenir.
Bu nedenle “Biz bedel ödedik” demekle mesele bitmiyor.
Asıl soru şudur:
Ödenen bedelin karşılığını layıkıyla halka verecek miyiz?
Bedelin karşılığı toplumsal bir kazanıma dönüşmüyorsa, o bedelin kıymet-i harbiyesi kalmaz.
Geçmişten elbette ders alınır. Fakat geçmişle sürekli kavga ederek gelecek kurulamaz.
Artık “Sen ne yaptın?” düellolarını bırakıp “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna odaklanmak gerekiyor.
ÖNCE HALK NE İSTİYOR?
Kürt toplumunu temsil etme iddiasındaki siyasal aktörler bundan sonra attıkları her adımda, söyledikleri her sözde önce şu yalın gerçeğe bakmalıdır:
Halk ne istiyor?
Halkın talebiyle bağ kuramayan bir siyaset, siyaset değildir; liderlik de liderlik değildir. Kendi aklını ve ezberlerini halka dayatırsan, o yapı halk olmaktan çıkar, bir cemaate dönüşür.
KÜRTLER TEK BİR İDEOLOJİYE SIĞMAZ
Kürtlerin farklı düşünceleri, farklı siyasal tercihleri ve farklı yaşam anlayışları vardır. Yeni dönemin asıl sınavı işte tam burada başlıyor. Silahların susması hayati bir eşiktir; ama bundan sonrası çok daha kritiktir.
Kapı açıldı. Şimdi o kapıdan geçerken eski kavgaları içeride yeniden üretmek yerine; halkı dinleyen, vesayeti reddeden ve kendi aklını topluma dayatmayan yeni bir siyasal dil kurmak zorundayız.
Kapıdan sonra ihtiyacımız olan asıl şey budur.
Perihan Yoğurtçu