Federasyon İlan Etmenin Günü Bugün Değil Mi?
Suriye'nin kuzeyinde ve doğusunda, özellikle Rojava bölgesinde demografik yapıyı değiştirmek amacıyla Kürt nüfusunun yoğun olduğu yerleşim yerlerine çadırlar kurarak yerleşen ve yerel halkı tehdit eden gruplar; kendilerini Kürtlere "ümmet kardeşi" olarak sunan anlayışların desteklediği Suriye Millî Ordusu (SMO) bünyesindeki cihatçı/aşırılık yanlısı unsurlardır.
Özellikle Afrin ve Serêkaniyê gibi alanlarda Kürtlerin mülklerine el koyan, yerel halkı zorla yerinden eden ve fiilî durumlar yaratan bu yapılar, bölgenin tarihsel ve etnik dokusunu dönüştürmeyi, Kürt varlığı üzerinde sürekli bir baskı mekanizması oluşturmayı hedeflemektedir.
Bu gerçekliğe rağmen Kürtler, Rojava'daki demokratik çerçeve içinde Suriye devletiyle ortak ve eşit bir yaşamı tercih ettiler. Ancak bugün geldiğimiz noktada, Suriye'nin fiilî yönetici figürlerinin aba altından Kürtlere sopa gösterdiği, Kürtçenin resmî dil olup olamayacağının dahi hâlâ tartışma konusu yapıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Oysa Rojava'da son on yıldır insan onuruna yaraşır, kapsayıcı ve uluslararası alanda karşılık bulan demokratik bir yönetim modeli inşa edilmişti.
27 Şubat 2025 tarihinde Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" ile silahların bırakılması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihî bir adım atıldı. Bu çağrı, Kürtlerin kendi dili, kimliği ve kültürüyle Suriye'nin geleceğinde demokratik bir arada yaşam iradesini ortaya koydu; şiddet ve çatışma döneminin kapanıp müzakere ve siyaset döneminin başlaması gerektiğinin ilanıydı.
Ne var ki Suriye'nin ve Kürtlerin haklarını gasp eden bölgesel aktörlerin demokrasi anlayışından ne kadar uzak olduğu bir kez daha net biçimde görülmektedir. Mevcut denklemde Kürtlere bu coğrafyada kolay kolay rahat verilmeyecektir. Bu durum karşısında Kürt siyasi aktörlerinin yapması gereken şey tereddüt etmek değil, iradesini netleştirmektir.
Rojava'da federasyon ilan etmek ne bir suçtur ne ayıp ne de uluslararası hukuka aykırıdır. Aksine, halkların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde federasyon gibi siyasal modellerin demokratik yollarla tartışılması meşru bir zemine sahiptir. Federasyon ilanı Kürtlere bir şey kaybettirmez; aksine geleceğe dair talepleri ve pozisyonu netleştirir.
Görünen o ki vakit varken bu adımı atmak hayati bir gereklilik hâline gelmiştir.
Esasında reel gerçekliğe uygun olması ve Ortadoğu'da demokrasi içselleştirilmek isteniyorsa, Rojava'nın bugüne kadar inşa ettiği yapının korunması gerekmektedir. Çünkü savunduğunuz bir fikir sistemleştirilmeden, fiiliyata dökülmeden sadece söylemde kalırsa; güçlü bir karşılık bulsa dahi bir süre sonra etkisini yitirir. Yaşanan, görünen bir model yoksa toplumlar ondan uzaklaşır.
Karşımızda yıllardır "yıkıldı, yıkılıyor" denilen bir Suriye gerçeği var. Bu enkazdan doğrudan bir demokrasi çıkmasını beklemek, uzun sürecek bir yorgunluk ve bıkkınlık getirir. Demokrasinin "d"sini bile içselleştirmemiş bir siyasal kültürün içinde bu söylemler eriyip yok olur.
Dolayısıyla yeni Suriye sisteminde demokrasinin kendiliğinden inşa olmasını beklemek gerçekçi değildir. Rojava'da ve Kürtlerin de içinde yer aldığı bölgelerde son on yıldır kurulan özerk/demokratik sistemin korunması hayati önemdedir. Aksi hâlde bu yapı, merkeziyetçi bir anlayışla Suriye'ye eklemlenir ve kazanımlar sıkı sıkıya korunmazsa, bu tecrübe egemen kültür içinde eriyip gider.
Rojava'da uygulanan demokratik sistemi Suriye sistemiyle harmanlamak yerine, bu yapı bir sorun olarak görülüyor.
Soru ortadadır: Rojava'da federasyon ilan etmenin günü, tam da bugün değil midir?
Gelişmeleri analiz edip çıkarımlar yapıyor, bu çıkarımları kalemimizle açıkça ifade etme gereği duyuyoruz. İster dikkate alınsın ister alınmasın; derdi ikbal veya koltuk olmayanlar eleştiri ve önerilerini gerektiğinde kapalı kapılar ardında, gerektiğinde de açık alanda söylerler. Kalemin asıl misyonu da bu değil midir zaten: Sesini açık ve aleni bir şekilde mümkün olduğunca uzağa duyurabilmek.
Perihan Yoğurtçu